Objektif İmkânsızlık: Felsefi Bir Analiz
Filozof Bakışıyla Başlangıç: Gerçeklik ve Olanakların Sınırları
Felsefenin temel soruları arasında insanın bilgiye ulaşabilmesi ve neyin mümkün ya da imkansız olduğu yer alır. Objektif imkânsızlık, bu sorulara derinlemesine bir yanıt sunma çabasıdır. Filozoflar, her zaman gerçekliğin ötesinde neyin mümkün ya da imkansız olduğunu sorgulamışlardır. Ancak, objektif imkânsızlık, yalnızca bireysel bir algının ötesinde, evrensel bir ölçütle belirlenmiş engelleri ifade eder. Bu kavram, insanın sadece neyi bilemeyeceği değil, neyi asla bilemeyeceği ve gerçek anlamda yapamayacağı ile ilgilidir.
Öyleyse, objektif imkânsızlık nedir? Şu soruya cevap ararız: “Gerçeklikte bulunan, ama bireysel veya toplumsal düzeyde hiçbir şekilde gerçekleştirilemeyecek olan şeyler nelerdir?” Filozofların bu soruya verdiği yanıtlar, epistemolojik, ontolojik ve etik düzeyde farklı açılımlar sunmaktadır. Bu yazıda, objektif imkânsızlık kavramını felsefi bir bakış açısıyla, bu üç ana perspektiften tartışacağız.
Epistemolojik Perspektif: Bilginin ve Gerçekliğin Sınırları
Epistemoloji, bilginin doğası, sınırları ve kaynağını inceleyen bir felsefe dalıdır. Objektif imkânsızlık, epistemolojik düzeyde, bilginin imkansız olduğu sınırları ifade eder. İnsan zihninin, bilmenin ve anlamanın ötesine geçemediği sınırlar vardır. Gerçekliği kavrayabilmek, sadece insan zihninin kapasitesiyle değil, aynı zamanda dünyanın kendisinin de belirli bir şekilde yapılandığı bir olgudur. Bu, gerçeklikteki bazı olayların ya da fenomenlerin, insan bilgi ve algısı dışında bir yerde, düşünsel ya da deneysel açıdan imkansız olduğunu öne sürer.
Bir düşünür olarak, Kant’ın “noumenon” kavramı bu anlamda önemlidir. Kant’a göre, insan sadece fenomenal dünyayı algılayabilir; gerçekliğin özünü, yani noumenon’u, asla bilemez. Dolayısıyla, objektif imkânsızlık epistemolojik açıdan, evrensel gerçekliğin ve bilinç dışı olayların asla kavranamayacak birer engeli olarak düşünülebilir. Hangi bilgiyi elde etmeye çalışırsak çalışalım, insan zihni, belirli gerçekliklere erişim sağlayamaz. Bu sınır, insanın epistemolojik imkânsızlığını oluşturur.
Ontolojik Perspektif: Gerçeklikteki İmkânsızlıklar
Ontoloji, varlık felsefesi olarak, varlıkların ve onların doğasının araştırılmasıdır. Objektif imkânsızlık ontolojik düzeyde, dünyanın yapısal olarak imkansız olan öğeleriyle ilgilidir. Ontolojik imkânsızlık, dünyadaki varlıkların gerçekten imkansız olan doğasını ifade eder. Gerçeklik, insanın tahayyül edebileceği ya da sınırsızca hayal edebileceği bir alan değildir; bunun ötesinde, bazı şeyler ontolojik olarak imkansızdır. Varlıklar ve olaylar, belirli bir yapısal bütünlük içinde işlemektedir.
Bu perspektiften bakıldığında, objektif imkânsızlık kavramı, varlıkların arasında bulunan sınırlamaları gösterir. Örneğin, bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olması, geometri ve matematiksel gerçeklik açısından ontolojik bir zorunluluktur. Bu tür bir kısıtlama, fiziksel ya da mantıksal dünyanın sınırlarını belirler ve bazı şeylerin ontolojik olarak asla var olamayacağını ortaya koyar. Bir şeklin, geometrik kurallara uymadan var olması, ontolojik bir imkânsızlıktır. Bu bağlamda, insanın belirli bir gerçeği kavrayabilmesi için, o gerçekliğin ontolojik sınırlarının bilincinde olması gerekir.
Etik Perspektif: İmkansızın İyiliği
Etik felsefe, doğru ve yanlış, iyi ve kötü gibi değerlerle ilgilidir. Objektif imkânsızlık etik düzeyde, belirli bir eylemin ya da amacın gerçekleşmesinin ahlaki açıdan imkansız olduğunu ifade eder. Etik imkânsızlık, bazen arzu edilen bir şeyin veya gerekli bir eylemin, sadece etik kurallar gereği yapılmasının mümkün olmadığı durumları da kapsar. Etik açıdan imkansız olan şeyler, insan doğasının, toplumsal düzenin veya kültürel normların dışındaki eylemleri içerir.
Örneğin, “herkesin her zaman mutlu olması” fikri, etik anlamda bir imkansızlık yaratır çünkü bu, insanların öznel arzuları, toplumsal bağlamlar ve bireysel farklılıklar göz önüne alındığında, etik olarak mümkün olmayan bir ideale işaret eder. Aynı şekilde, “herkesin eşit olduğu bir toplum” yaratmak da çoğu zaman imkansız bir hedef olarak kabul edilir. Bu durum, ahlaki değerlerin ötesinde, toplumsal yapıların ve insan doğasının değiştirilemez yapısını kabul eder.
Tartışmaya Açık Sorular
Objektif imkânsızlık, insanın gerçekliği ve etik anlayışlarını aşan bir kavram olarak, bizlere derin düşünceler bırakır. Peki, gerçek anlamda imkansız olan şeyler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? İnsan, yalnızca epistemolojik engelleri mi aşmalıdır, yoksa ontolojik ve etik engelleri de aşma çabasında mı olmalıdır? Gerçekten de bazı şeyler ontolojik olarak imkansız mıdır, yoksa sadece insanın tarihsel, kültürel ve bireysel engellerine mi bağlıdır? Etik anlamda, imkansızlık kavramı ne kadar doğaldır ve ne kadar bir sosyal inşa ürünüdür?
Etiketler: objektif imkânsızlık, epistemoloji, ontoloji, etik, bilginin sınırları, gerçeklik
İfa imkânsızlığı, Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 136, 137 ve 138. maddeleri altında düzenlenmiştir. TBK madde 136 uyarınca; sözleşme kapsamındaki tüm yükümlülüklerin yerine getirilmesi borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borçlu o yükümlülüklerini yerine getirmekten kurtulur . Sözleşmenin ifasının maddi bir engel dolayısıyla hiç kimse tarafından yerine getirilememesi durumunda maddi imkânsızlığın varlığından söz edilebilir . YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E.
Hande!
Kıymetli katkınız, yazının bütünlüğünü artırdı ve daha anlamlı hale getirdi.
Objektif İmkânsızlık : Borcun ifasının, borçlunun yerinde kim olsaydı onun içinde imkânsız olması anlamına gelmekte olup bu imkânsızlık türünde, borçlunun şahsına veya işletmesine mahsus nedenlere dayanan bir imkânsızlık söz konusu değildir. Hukuki İmkânsızlık Edimin yerine getirilmesi fiilen mümkünken var olan bir hukuki sebep nedeniyle yerine getirilemediği durumlarda hukuki imkansızlık söz konusu olur.
Hatice!
Katkınız yazının daha anlaşılır olmasını sağladı.