1000 Dönüm Kaç Hektar Eder? Tarihin İzinde Ölçü, Toprak ve Dönüşüm Bir tarihçi olarak, geçmişi anlamak yalnızca olayları değil, insanların dünyayı nasıl ölçtüklerini, nasıl tanımladıklarını ve bu ölçüler üzerinden nasıl bir düzen kurduklarını da anlamaktır. Çünkü ölçü dediğimiz şey, yalnızca bir sayı değil; bir medeniyetin dili, bir toplumun dünyayı algılama biçimidir. Bu yazıda “1000 dönüm kaç hektar eder?” sorusuna yanıt ararken, yalnızca bir hesaplama yapmayacağız; aynı zamanda toprakla, üretimle ve toplumsal dönüşümle kurulan ilişkinin tarihsel serüvenine de bakacağız. Önce Cevap: 1000 Dönüm Kaç Hektar? Teknik olarak 1 dönüm, 1000 metrekareye; 1 hektar ise 10.000 metrekareye karşılık gelir. Bu durumda 1000…
Yorum BırakKategori: Makaleler
Türkiye’de Hangi Göçmenler Var? – Felsefi Bir Bakışla İnsan ve Hareketin Anlamı Giriş: Hareket Eden İnsan İnsan, varoluşun başından beri hareket halindedir. Göç, yalnızca yer değiştirme değildir; aynı zamanda bir anlam arayışıdır. Filozof Herakleitos’un dediği gibi, “Aynı ırmağa iki kez girilmez.” Çünkü insanın hem kendisi hem de dünyası sürekli değişir. Bu değişim, bugün Türkiye’deki göçmenlerin varlığında da yankılanır. Göçmen, yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda varoluşun etik, epistemolojik ve ontolojik boyutlarını yeniden düşünmemizi sağlayan bir aynadır. Etik Perspektif: Ötekiyle Karşılaşma Etik açıdan göç, bir “ötekiyle karşılaşma” meselesidir. Levinas’ın felsefesinde öteki, bizim sınırlarımızı çizen, benliğimizin ötesine geçmemizi sağlayan bir yüzdür. Türkiye’deki…
Yorum BırakKamış Kemiği Nerede Bulunur? Küresel ve Yerel Perspektiflerden Bir Bakış Bazı kavramlar vardır ki, hem bedenimizi hem kültürümüzü yansıtır. “Kamış kemiği” bunlardan biridir. Bu yazıda, kamış kemiğinin anatomik anlamını yalnızca biyolojik açıdan değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bağlamlarıyla da ele alacağız. Çünkü bir kemik sadece bir kemik değildir — bazen bir halk inanışı, bazen bir sanat formu, bazen de kimliğimizin bir parçasıdır. Kamış Kemiği: Anatomik Gerçeklik Öncelikle bilimin net bir yanıtı var: Kamış kemiği, insan vücudunda bacak bölgesinde, diz ile ayak bileği arasında yer alan tibia kemiğine verilen halk arasındaki isimdir. Tibia, vücuttaki en güçlü uzun kemiklerden biridir ve…
Yorum BırakKampta Tuvalet Nereye Yapılır? – “Orman Kendini Temizler” Masalını Bırakalım İddialı başlıyorum: Doğada tuvalet meselesini hâlâ “kaderine bırakmak” çevreye saygısızlıktır. Evet, kamp romantiktir; yıldızlar, ateş, kahve… Ama doğanın en büyük sınavı, çadır kazıkları değil, bizim arkada bıraktıklarımız. “Kampta tuvalet nereye yapılır?” sorusu utangaç bir fısıltı olmayı bırakıp gür bir tartışmaya dönüşmeli. Çünkü yanlış yapılan her hareket, suyu, toprağı, vahşi yaşamı ve diğer kampçıları etkiliyor. Hazır mısınız, konfor alanını değil, doğanın alanını savunmaya? Gerçeklerle Yüzleşelim: “Bir Şey Olmaz” Kültürü Doğayı Yoruyor “Orman kendini temizler”, “Bir peçeteden ne olacak?”, “Yağmur yağınca kaybolur” gibi cümleler kulağa bahaneden fazlası gibi geliyor mu? Kâğıt parçaları…
Yorum BırakKaynakların Sınırlılığı, Seçimlerin Gücü ve Mehmet Aras’ın Yaşı Üzerine Ekonomik Bir Okuma Bir ekonomist olarak dünyaya bakarken her şeyin temelinde kıt kaynaklar ve sınırsız ihtiyaçlar yattığını bilirim. Zaman, para, emek, bilgi… Hepsi sınırlıdır. Bu sınırlılık, bizi seçim yapmaya zorlar. Her seçim, bir fırsat maliyeti yaratır. Bu bağlamda, “Mehmet Aras kaç yaşında?” gibi basit görünen bir soru bile ekonomik bir derinliğe sahiptir. Çünkü yaş, sadece bir biyolojik veri değildir; üretkenlik, birikim, tüketim alışkanlıkları ve yatırım kararlarını belirleyen temel bir ekonomik değişkendir. Bu yazıda, bir bireyin yaşı üzerinden piyasa dinamikleri, bireysel karar süreçleri ve toplumsal refah ilişkisini irdeleyeceğiz. Yaşın Ekonomik Değeri: İnsan…
Yorum BırakFırında Kapama Kaç Derecede Pişer? Bir Tariften Fazlası: Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Üzerine Düşünceler Bazı sorular vardır ki, ilk duyduğunuzda çok basitmiş gibi gelir: “Fırında kapama kaç derecede pişer?” Mesela… Cevabı da bellidir aslında: 180-200 derece civarında, kontrollü bir ısıda, sabırla pişer. Ama biraz durup düşününce fark edersiniz ki mesele yalnızca mutfakta değil, hayatın kendisindedir. Çünkü bir yemeğin nasıl piştiği kadar, o yemeği kimin pişirdiği, kimler için pişirdiği ve bu sürecin arkasındaki görünmeyen emekler de önemlidir. Bugün bu yazıda sadece bir tarifin peşine düşmeyeceğiz. Aynı zamanda, bir tepsi kapamanın fırında aldığı ısı kadar toplumun içinde aldığı anlamı da konuşacağız.…
Yorum BırakKelimenin Şifasıyla Görmek: Göz Tembelliğine Ne İyi Gelir? “Kelimeler bazen bir merhemdir; kimi zaman bir yara, kimi zaman da iyileştirici bir ışık.” Bir edebiyatçının dünyasında her hastalığın, her eksikliğin bir metaforu vardır. Göz tembelliği —tıpta “ambliyopi” olarak anılan bu durum— yalnızca bir görme bozukluğu değil, aynı zamanda çağın görsel yorgunluğunun sembolüdür. Bu yazıda, kelimelerin dönüştürücü gücüyle hem gözün hem de ruhun tembelliğine iyi gelen unsurları arayacağız. Çünkü bazen bir metin, bir bakış kadar iyileştiricidir. Bakmanın Tedavisi: Dikkatin Sanatı Göz tembelliği için tıbbi olarak önerilen egzersizler vardır; bir göz kapatılır, diğeri çalışmaya teşvik edilir. Edebiyat da benzer bir tedavi uygular: Okurun…
Yorum BırakAslan ve Kaplan Kavga Ederse Kim Kazanır? – Geleceğin Savaş Arenasında Güçten Fazlası Gerekir İnsanoğlunun binlerce yıldır bitmeyen meraklarından biri: “Aslan mı güçlüdür, yoksa kaplan mı?” Bu soru çocuklukta başladığımız bir tartışmadır ama işin içine biraz düşünce ve vizyon kattığımızda, sadece iki yırtıcı arasındaki bir dövüşten çok daha fazlasını görürüz. Çünkü mesele artık yalnızca fiziksel güç değil; strateji, çevresel koşullar, değişen dünya düzeni ve hatta türlerin geleceğe nasıl adapte olacağıyla ilgilidir. Şimdi gelin, aslan ile kaplanın kavgasını geleceğin gözlüğüyle izleyelim. Gücün Evrimi: Artık Sadece Pençe Değil, Akıl da Konuşuyor Aslan ve kaplan, doğanın en ihtişamlı iki yırtıcısıdır. Aslan, Afrika’nın açık…
Yorum BırakGösterme Anlatım Tekniği Nedir? Kültürlerin Ritüelinde Anlamı Gösteren Bir Yolculuk Antropoloğun Daveti: Gözlemin Büyüsüne Adım Atmak Bir antropolog olarak, dünyanın dört bir yanındaki kültürlerin hikâyelerini dinlerken en çok dikkatimi çeken şey şudur: Her toplum, anlatmak yerine gösterir. Bir dans, bir yüz ifadesi, bir sessizlik… Tüm bunlar, dillerin ötesinde bir anlatım biçimidir. Bu bağlamda, edebiyatta kullanılan gösterme anlatım tekniği aslında insanlığın kadim anlatı reflekslerinden biridir. İnsan, tarih boyunca duygu ve düşüncelerini açıklamaktan çok, onları göstermeyi seçmiştir. Çünkü gösteri, sözcükten daha kalıcıdır; iz bırakır. Gösterme Tekniği: Ritüelin ve Sembollerin Dili Gösterme anlatım tekniği, yazında karakterlerin duygularını ya da olayların atmosferini doğrudan söylemeden,…
Yorum BırakGörme Yetersizliği Türleri Nelerdir? Tarihsel, Bilimsel ve Toplumsal Bir İnceleme Görmenin Sınırlarını Anlamak Görme yetersizliği, yalnızca bir tıbbi durum değil, insanın dünyayı algılama biçimini kökten etkileyen bir olgudur. İnsanoğlu tarih boyunca “görme”yi bilginin, gücün ve farkındalığın simgesi olarak değerlendirmiştir. Ancak görmenin sınırları, hem biyolojik hem de toplumsal düzeyde hep tartışma konusu olmuştur. Görme yetersizliği, sadece ışığı algılama kapasitesinin azalması değil, aynı zamanda bireyin çevresiyle kurduğu ilişkinin dönüşümüdür. Tarihsel olarak Antik Yunan’da görme kaybı “tanrısal bir işaret” olarak kabul edilirken, Orta Çağ’da ise bir tür “ceza” olarak yorumlanmıştır. Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte, görme yetersizliği artık bir kader değil, anlaşılabilir ve yönetilebilir…
Yorum Bırak